son saatler

son saatleriymiş 2011'in. ben hissetmiyorum.
evimde yalnız, kutlamıyorum bile.
belki biraz seviniyorum.yeni bir yıl geldiği ve
belkide en çok 2011 bittiği için.
hiç bi şey istemiyorum yeni yıldan ..
tek istediğim huzur.
geçip giden saatler ve uçup giden yalnızlık.
her yıl daha bir yaşlandırıyor sanki ruhumu.
beklentiler ..
hep bi şeyler bekliyoruz , bekledikçe her şey tersine gelişiyor.
belkide bişeyler beklememek ..
oluruna bırakmak belkide.

zaman susmaz

Sanırım bazen oturup hayatın kritiğini yapmakta fayda var..
Gelinen nokta , amaçlar , adımlar, noktalar , virgüller..
Hatta ünlemler.
 Nokta koyduğum cümleleri geride bıraktım.
Her sene yeniden başlıyorum sayfama.
      Hedefleri değiştirmeden yeni eklemeler , düzenlemeler katarak.
  Eski alışkanlıklar geliyor aklıma.
Hayatın rüzgarı sürüklemiş ordan oraya.
  Tutunamamışım hiç bir yere..
Kök salamamışım.Bağlanamamışım.
Göçebe kalmış bir yanım.
   Alışamıyor , kaçmak istiyor.
Ya sonra ?
    Hep böyle mi olucak
 Ordan oraya!
Neyse alışkanlıklar demiştim..
  Hayatımda en çok sevdiğim şeydi küçükken  uzanıp sadece gökyüzüne bakmak..
      Binalardan uzak , sadece ben ve masmavi gökyüzü.
Küçükken saatlerce bulutlara şekil verir , bişeylere benzetirdim.
 Çocukluk tabi . Zorunluluklar yok. İstediğini yapabiliyorsun, hayal kurabiliyorsun.
Hatırlıyorum da hep mutluluk hayalleri kurmuşum.
  Mutluluk benim için herşeydi.
  Huzur ve mutluluk..
      Köye anneannemlere gittiğimde hala gökyüzüne bakıp o parıldayan binlerce yıldızı içime çekip huzur buluyorum..
   Amaçlar önemlidir her zaman ama öncelikler daha önemlidir.
Bazen öyle zamanlar geliyor ki ruhumun yaşlandığını hissediyorum.
  Huysuz ve aksi oluyor bazen sessizlik arıyor bu karışıklıkta.
    Herşeye rağmen mutluyum.. Göçebe..

 

Transistör deyip geçmemek lazım

 Bu aralar bir araştırma merakı geldi bana..
   Derste hoca üzerinden geçmişti ama o zaman bu kadar dikkatimi çekmemişti..
Küçük olmasına rağmen teknolojini yapı taşlarından biri..        "transistör"
 
                                                          -- Transistör nedir?

    > Germanyum veya Silisyum elementlerinin yarı iletkenlik özelliklerinden yararlanılarak imal edilen, Elektronik tüplerin Elektrik titreşimlerini genişletmekte kullanılan, sağlam yapılı ve uzun ömürlü alet .
    > Transistörler elektronik cihazların temel yapı taşlarındandır. Günlük hayatta kullanılan elektronik cihazlarda birkaç taneden birkaç milyara varan sayıda Transistör bulunabilir.
    > Elektronik sinyalleri kuvvetlendirmek için kullanılan, zıt yöndeki bir iletkenlik bölgesiyle ayrılmış, belirli iki iletkenlik bölgesinden oluşan, yarı iletkenden yapılmış bileşen.
    > Transistör, elektronik çağını başlatan en önemli buluştur. Transistör 1948′de geliştirilen ABD’li Mühendisler John Bordeen (1908), Walter H. Brattion (1902-1987) ve William B. Shockley (1910-1989) bu buluşları nedeniyle Nobel Fizik ödülünü paylaşmışlardır.
     > Transistörler elektronik sanayisinde, örneğin Televizyon alıcılarının, hi-fi ses sistemlerinin, işitme aygıtlarının ve daha önemlisi bilgisayarların yapısında kullanılır. Bugün tekil Transistörlerin yerini tümleşik devreler almaktadır. Tümleşik devrelerde chip yada yonga denen çok küçük ve ince yarıiletken madde diliminin üzerinde oluşturulmuş, binlerce transistör ve başka elektronik devre elemanları bulunur.
      > Transistor, elektrik sinyallerini yükseltebilen , denetleyebilen, üretebilen, modülasyon ve dedeksiyon yapabilen bir aygıttır ve bu niteliğiyle elektronik çağını başlatan en önemli buluştur.

                                          --Transistörlerin çalışma prensipleri

      > Transistorlar elektrik direncinin değişmesine dayalı olarak çalışırlar.Transistorun , toplayıcı,baz ( taban) ve yayıcı olarak adlandırılan üç bağlantısı vardır.Baz bağlantısında elektrik akımı olmadığında , toplayıcı ile yayıcı arasındaki direnç o kadar yüksektir ki, bu iki bağlantı arasından hemen hiç akım geçemez.Ama, baz bağlantısından küçük bir akım aktığında , toplayıcı ile yayıcı arasındaki dirençte çok büyük bir azalma olur ve dolayısıyla da, toplayıcı ile yayıcı arasından akım geçebilir. Böylece transistor küçük bir akımın yardımıyla büyük bir akımı denetleyebilir. Transistor bir Anahtar olarak kullanıldığı zaman, baz bağlantısına küçük bir akım beslendiğinde, güçlü bir elektrik akımının devresini tamamlamasına izin verir.Bir yükseltici ya da bir üreteç olarak kullanıldığında ise ,zayıf bir sinyali güçlendirir. Zayıf sinyal,küçük bir elektrik akımı biçiminde tabana beslenir. Bu da toplayıcıdan yayıcıya büyük bir akımın geçmesine izin verir ve böylece de güçlü bir sinyal üretilmiş olur.
       > Transistörün en çok kullanılan tanımı ise şöyledir; Transistör yan yana birleştirilmiş iki PN diyodundan oluşan bir devre elemanıdır. Birleşme sırasına göre NPN veya PNP tipi transistör oluşur..
       > İlk yapılan transistörler 'Nokta Kontaklı' transistörlerdi. Nokta kontaklı transistörler, iki whisker'li bir kristal diyottan ibarettir. Kristale 'Base', whiskerlerden birine 'Emitter' diğerine de 'Collector' adı verilir. Bu transistörlerde N tipi Germanyum kristali base olarak kullanılmıştır. Whiskerler fosforlu bronzdan yapılır, daha doğrusu yapılırdı, bu transistörler artık müzelerde veya eski amatörlerin nostaljik malzeme kutularında bulunurlar. Her iki whisker birbirine çok yakındır ve uçları kıvrık bir yay gibidir, bu kıvrık yay gibi olması nedeni ile kristale birkaç gramlık bir basınç uygular ve bu sayede sabit dururlar. Yani, yalnız temas vardır. Bu transistörlerin Ge kristalleri 0.5 mm kalınlığında ve 1 - 1.5 mm eninde parçalardır. Whisker arası mesafe ise milimetrenin yüzde 3'ü yüzde 5'i kadardır. Bu ilk transistörler PNP tipinde idi, yani kristal N tipi Whiskerler P tipi idi. Daha sonraları 'Yüzey Temaslı' transistörler yapıldı. Bu transistörler PNP veya NPN olacak şekilde üç kristal parçası birbirine yapıştırılarak imal edildiler. Yüzey temaslı transistörlerin yapılması ile silisyum transistörler piyasaya çıktı, daha sonraları transistörler kocaman bir aile oluşturdular ve sayıları oldukça arttı..
 
     
 

ben-cil

 Hayat bencillikler üzerine kurulmuş bir krallık herkes için.
   Kimse bir başkasını düşünerek hareket etmez. Öyle bir dünya , yaşam alanı yok..
Ya kendin için yaşarsın yada ölürsün..
 Sevgiymiş şuymuş buymuş palavra.. Aile bile çıkar ilişkisi belkide.
 Neden evleniriz. Bencillik.
 Neden çocuk sahibi olunur. Bencillik.
    Her şey insanın kendini düşünerek yaptığı ve toplumsal sıfatların altına sakladığı bencilliğinin getirisi..
Benciliz..
  Kabullenmek zor geliyor. Kimse bencilim diyemez , çünkü itiraf edersen kötüsün.
   Asıl itairaf edememek en kötüsü.. Kabullenememek..
Kendini kalıpların arasına sıkıştırmak..
   Hep daha iyiyi isteriz .. En iyisini.
 Daha azı tatmin etmez bizi.. En iyisi olmalı.. Hep daha iyi..
 Geleceğin pençelerinden sağ sağlim çıkabilmeliyiz..
     Severken demi benciliz.. Beni düşünerek mi?
Ben nasıl sevmeliyim ? Öyle sevmeliyim ki?
   Belkide sevmemeliyim..
 

beklemek..

Hep beklersin..
 Küçükken anlatılan masalların gerçek olabileceğini düşünürsün..
Hep güzel şeyler beklersin hayattan.
    Bir gün çok mutlu olacağını ve sonsuza kadar  süreceğini..
  Gökten üç elma düşeceğini..
Ne güzel de kandırılmışız..
       Hepimizi birer polyanna yapmışlar aslında .
Her şey güzel olacak.
 Ama içindeki insan faktörünü unutmuşlar.
       Hayatta hiçbir şey bir çizgi üzerinde gitmiyor..
Hiçbir şey  beklemiyorum..
      Kabullendim.
Mutsuz mu olacağım  hayır , çok mu mutlu olacağım hayır..
 Ne olacağını bilmiyorum ..
       Şimdilik sadece ben..

   

bunalımlımlar...

Küskünüm bu ara..
   Hem kendime hem hayata..
 En çok da yalnızlığa ..
     İnsanlara biraz da .. Anlaşılmamaya...  Sessizliğe..
Kırgınım akıp geçen zamana..  Beni böyle dışarda bıraktığı için..
     Kaçıp gidemedğim için burdan..
 Engelleri sevmem oldum olası.
         Küçükken de böyleydim ; zorunluluklar , kısıtlanmalar bana göre değil..
Kuş gibi olmalıyım gökyüzünde ..
       İstediğim zaman kaçabilmeliyim buralardan ..
 Bi yerlere gitmeliyim bilmediğim , tanımadığım..
           Öğrenmeliyim oraları ..
Sıkışıp kaldım burda ..
       Eskiden kitaplarda seyahat ederdim ..Kahramanları olurdum , hayaller kurardım..
               Artık yetmiyor..
 Gitmeliyim..
         Çok uzaklara..

acı neydi?

Acı neydi?..
         Öğrenilmiş çaresizlik mi ?
                           Nasıl acı çekeriz?
İçimizi kasıp kavuran yokoluş nasıl oluyor da bizi bu kadar acıtabiliyor.
      Ruhsal acının kaynağı beynimiz mi ?
Yani bile bile kendimize acı veriyoruz öyle mi?
          Bence tamamen kişilerin acının ne olduğunu öğrenmesiyle oluyor.
 Yani acı çekmesek bile acı çekmemiz gerektiğini düşünüyoruz.
           Boşluğa düştüğümüzde  hayatımızda güzel şeylerin olması için acı çekmek izstiyoruz..
               Bedenimiz sadece etten ve kemikten yaratılmışken beynimiz gaddar bir kral gibi ruhumuza acı çekmeyi mi emrediyor..
     Peki beynimizi kim kontrol ediyor.
           Öyle anlar geliyor ki beynime sus diye haykırıyorum içimden..
 Ama beni  dinlemiyor..
                   Ben değilsem kim ?
   Yada esas soru beynimizle mi düşünüyoruz yoksa  ruhumuzla mı ?
          Çok düşündüm ama çıkamadım işin içinden ..    Ruhumuz bedenimizin dışına bilinçli olarak çıkabiliyorsa , beynimiz hükmetmeden onunla iletişim kurabiliyorsak ...
                     Ruhumuz mu beynimiz mi?
                           Peki ya acı??

     
           
 

korkular hep..

Yaşıyoruz .. Sonunu bilmeden ..
            Belki biraz heyecanlı ama biraz da korkutucu..
   Kimse erken terketmek istemiyor bu hayatı , sevdiklerini..
Ya  bir gün zorunda kalırsak..
                 Aniden herşey son bulursa..
Korkuyoruz.
    Derler ya korkunun ecele faydası yok !
        Bir kaza, bir hata , kanser..
                Seçemezsin ölümünü..
Kendi gelir sinsi sinsi..
        Ya acı verir  yavaş yavaş öldürür yada hissetmezsin bile..
En güzelidir sessiz sedasız olanı..
       Ne sevdiklerin ne sen acı çekersin ..Ne de acıyla hatırlanırsın..
               Ya kanser?
En acısı belkide.. Kanser kelimesi bile dehşet verici..
         Ne yaparsan yap buluyor seni en ummadığın anda ..
 Kim olursan ol bazı şeylerden kaçış yok..
     Hayat acımasız..
 Bize verileni elbet bir gün geri vereceğiz..
         Ama hiç bitmesin isteriz  ümitsizce..

 

yorumsuz.

Kendimce bir sürü planım var ama hepsi birbirine karışmış. Yerlerini şaşırıyorum.
                       Hedeflerim kafamı karıştırıyor.
Hayata dair bir çok şeyi uyuyarak kaçırdığımı farkettim. Ve artık uyumamaya kara verdim..
         Bir konuda yada bir çok konuda iyi olmak konusunda kararsızım .
                                   Mesleğimi seçerken diğer sevdiğim şeyleri kenara itemiyorum.
 Ama malesef örtüşmüyorlar.
        Bazı şeyleri ertelemek en iyisi..
Yada daha iyi çözümler..
               Bilemiyorum..
Fena halde sorgulama evresindeyim. Ve en son lisede bu kadar tereddüte düşmüştüm..
O zamanlarda benim saçma sapan sorularıma makul cevaplar veren  dostum  sayesinde  atlatmıştım..
      Şimdide fazlasıyla karışığım..
               En baştan başlamak ne kadar zor olabilir ki ?
  Nasıl bir keşmekeşin içindeyiz böyle..
                              Hayata  dair saçma bir yarış , çözümsüzlük..

Belkide tek ihtiyacım olan şey kendimden biraz uzaklaşmam ..
         
     

Anıtkabir ve sarı zeybek ..

uzun uzun anlatırdım belki ankarayı.. ama aklımda kalan tek yer var ve anlatmaya kelimeler yetmez..
  sanki ilk defa gidiyormuşum gibiydi..
daha ilk girişte bir hüzün çöktü içime.
     sessizlik doldu kulaklarıma..
  daha ilkokuldaydım babam can dündarın "sarı zeybek "  kitabını almıştı. tabi daha 1. sınıfım okuyamamıştı.
                    ama hep hissettim  o kitabı ..    babama çok minnettarım.
 bana ilk sarı zeybeği aldığı  ve daha bir çok şey için ..  okuduğumda bir amacım vardı artık.
   
        güzel şeyler yapmak , ve bize bıraktığı emanete ona yakışır bir biçimde sahip çıkmak.
  son yıllarda hep hayal kırıklığı yaşıyorum.
            koltuk sevdasına kapılanları gördüğüm , emaneti unutanları , hala senin değerini anlayamayanları gördüğüm için .. ve bu insanların ANITKABİR'e gittiklerinde içlerinin nasıl rahat olduğunu merak ediyorum.
          onca zaferlerden sonra eğmediğimiz başımızı şimdi..
      evet içim buruktu.  UTANDIM ..
  bi yerlerde bir yanlış vardı ve bu yanlış seni anlayamayan insanların senin emanetine sahip çıkıyoruz görüntüsü vermesiydi ..
          öfkeliydim.
  görüşler farklıdır tabiki ama ilerici düşünmek için çok da çaba sarfetmeye gerek yok.
        birazcık araştırmak , mantıklı olmak , adalet duygusu ,  insan sevgisi..
               pardon galiba çok şeyden bahsettim !..
 seneler sonra bende anne olucam..
                  ve şimdiden üzülüyorum.
hep keşke diyoruz ama hiçbir şey yapmıyoruz..
   korku kaplamış yüreğimizi..     seçtiğimiz insanlardan deli gibi korkar olduk .
   neden .. niçin ..
      soru sorma..
          evet..
 gelecek kimin umurunda?  ne kadar nankör insanlar olmuşuz..
          " nasıl bulduysan öyle bırak " ..
                peki sen nasıl bırakıcaksın ?
üstüne güzel şeyler koymak yerine kirlenmiş , dışlanmış bir yer mi??
    yaşamak mühüm değil bu hayatta .. amacı olmayan bir insan hiç yaşamasa da bir şey farketmez ..
       çünkü yaşam bir amacı varsa güzel ve anlamlıdır.
            ve benim amacım "sarı zeybek"le başladı ATAM ..
                     
     
               

Uzaklara Yolculuk

         
   
        Uzak diyarlardan göç ettim. Hüzünlerle uyuyup , buruk sevinçlerle uyandım dünyaya.. Bir yanım hep sürgün , hep üzgün.

               Yalnızlık miğferimdi.. Korkular hep başucumda, huzur eşikteydi.

Düşünceler hiç durmaz , uyutmaz..

Çok mu düşünüyorum?. Hayat acımasız , sevgisiz , zalim..

      Sevmek zor..

Ait olamadığım şehirlerde hapsoldu ruhum..

              Huzur aradım durdum sessiz sokaklarda..
Alıp başımı gittim çaresiz.

Yolculuk yaptım geçmişe , kontlar, vikontlar, düşesler, prensler, prensesler , padişahlar..

             Hepsi birer birer göçerken hayatlarını bıraktılar geride.. Bir daha hiç kimsenin onlar için yaşayamayacağı hayatları..

    Ruhumdan izler bıraktım zamanda , belki biri izlere rastlar kim bilir..

                 Bazen de geleceğe gittim.. Bedenimi bulamadım ama , üzüldüm biraz..

Her şey değişmiş .. Değişim bile..

       Sevgiler mazide kalmış . Geçmiş geleceğin ütopyası olmuş..

Korktum !!
        Bu yabancı yerde asıl yabancıydım.. Geçmişten gelendim.

Bilemezdim .. Değişim iyi , değerleri değiştirmediğin zaman ..

        Düşündüm de geçmişten biri gelse şimdi , bizde geleceğiz.. Hiç bitmeyecek bir döngünün içinde küçük uğraşlarız..

         Küçücük dünyamızda kocaman hayallerimizle yaşayıp , gelecekte bilinmez bir geçmişiz..

sakın gülme ! (:

     Öylesine uzaktı ki mutluluk.        Hep kandırdı beni yanıbaşımdaymış gibiydi , ama hiç değildi..   Hep bi hüzün vardı gülüşlerimde. içimdeki acıyı  , çocukluğu  gölgeledi neşem.. Her zaman gülümseyen sevinç oldum  hafızalarda.
    İçimdeki mutlu olma isteğiydi her gülüş. Derler ya ağlancak haline gülersin.. Ağlamayı sevemediğimden sevdim gülmeyi..
    Mutlu olmam için hiç birşeye gerek yoktu halbuki "sevgi dışında".. Niye zorlarız ki hayatı .. Sevgi niye yetmiyor..
 Anı yaşamak , insanları sevmek , yargılamadan yaklaşmak ..
      Bişeyler hep zor olmak zorunda demi..    Samimiyet , tebessüm.. Ön yargılar..
  Çok gülme , neşeli olma..  Gülen insanı sevmezler ya ciddi ol..
                  Yalandan dünyanın oyunları işte , insanlar ne kadar mutlu olursa; hayata o kadar sarılırlar korkusu..
İki yüzlülük..  
     Gerçeklerimden oluşturduğum dünyanın tek sakiniyim bu hayatta..
                   Yalnız mı? Hayır belki sizce öyle..
Bazen her şey bir kişiyle başlar.. ve artar..

hayatımda bir ilk (inş son olmaz :P)

Evett :)) Hayatımın bir ilkine daha imza atıp bu imzanın acılarını  çekmekle meşgulüm :D  Doğa ve ben dün itibariyle buluştuk..   Balıkesir hudutlarında orman arayışı :))
BAÜDAKS'la beraber sabahın ilk ışıkları bile diyemiyceğim bir saatte düştük yollara ..   Kahvaltı filan derken Bandırmaya geldik.   Daha önce hiç gitmemiştim ve hayıflandım biraz çok hoş bi yermiş görebildiğim kadarıyla.   Hafif tarihi bi havası da vardı baya beğendim yani :))
Sonra Erdek ' e geçtik. Ben yeni uyanmış gibi hissediyorum kendimi . Gayet uykulu felan . Isınma hareketlerinden sonra ip gibi dizildik patikaya .. İlk başlar tabi gayet normal yürüyoruz , yorulma evresine daha gelmemişim filan mutluyum . Manzara da fena değil hani .. Sapsarı yapraklar,  dağlar , temiz hava.. Bende tıkanma  başlayınca sağolsun arkadaşlar yardım ettiler .. Tabi benim gibi iki adım atmaya üşenen birinin pat diye şakır şakır yürümesini beklemek baya komik :)) Bende de potansiyel varmış yani şimdi hakkımı yememek lazım sonlara doğru ölsem de iyi dayandım..
Yani kolay mı 20-25 km yürümek (abartı yok öle duydum vala  :P )     Ki o ıslak zeminde o gülle gibi botlarla tırmanmak .. Düzlüklerde ben mutlu mesut koşuyodum resmen :P Orda bi manastıra gittik ve dinlendik(sonunda :)))  Ve 2. uğrak noktamız şelale. yine yürüdük yürüdük .. Normal toprak bir yola çıktık yanından da su geçio.. Şelale daha aşağıdaymış ki yolu da acayip dik geldi ilk yemedi tabi orayı inmek. Sonra birden nerden geldi o ilham bilmiyorum  inmeye başladım tabi korkarak .Tam yarı yola geliyorum  vazgeçiyorum arkamdakiler buraya kadar gelmişken vaz mı geçiyosun diolar e haklılar yani. Bende gaza gelip tekrar inmeye başlıyorum sonra tekrar vazgeçiyorum ..Neyse böyle böyle şelaleye kadar indim baya güzelmiş yani değdi :)) Ki çıkışı daha rahattı yardımlar sayesinde :D
 Köye doğru yolculuk başladı. düz yolda yürüyüruz ama benim ayaklarımın pili bitmiş teklemeye başladı .. Sonlara doğru ayaklarım uyuşmuştu ve kaslarım söz dinlemiyordu. Zor da olsa köye geldik ve gerçekten müthişti. Yani beni orda bıraksalar yaşardım :D    Deniz kenarında çok sakin ve huzurlu bir köydü .. Sonra geri dönüş ( uyuma ) yolculuğu.. Göz kapaklarım yapışmış resmen en son açamıyodum o derece yorulmuşum.. Eve geldiğmde garip bir huzur vardı üzerimde acayip bir mutluluk.. Yürürken bi daha gitmiycem bir yere derken şimdi niye olmasın diyorum .. Tabi önce şu ağrılarımın geçmesi lazım hareket edemiyorum .. İtiraf ediyorum güzeldi :))

bir gün ..

    Artık şarkılar o kadar acı vermiyorsa , geceleri başını yastığa koyduğunda hemen uyuyorsan artık mutlusun. Sevdiğin şeyleri yaparken boğazında düğümlenen acı yoksa , gökyüzüne baktığında sadece mutluysan ..   Kalibinin bir kuş gibi özgür olduğunu hissediyorsan , renklerle iç içe gülüyorsan .. "Ah " sevmediğin kelimelerin başında geliyorsa .. Hatalardan ders çıkarmak için canla başla uğraşıyorsan ..Aşka inanıyorsan , aşkı bekliyorsan ..

oysa ..

              Oysa herkes öldürür sevdiğini,

Kulak verin bu dediklerime,


Kimi bir bakışıyla yapar bunu, Kimi dalkavukça sözlerle. Korkaklar öpücükle öldürür Yürekliler kılıç darbeleriyle.

Kimi gençken öldürür sevdiğini Kimi yaşlıyken. Şehvetli ellerle boğar kimi Kimi altından ellerle

Merhametli kişi bıçak kullanır Çünkü bıçakla ölen çabuk soğur Kimi yeterince sevmez kimi fazla sever

Kimi satar Kimide satın alır Kimi göz yaşı döker öldürürken Kimi kılı kıpırdamadan

Çünkü herkes öldürür sevdiğini Ama herkes öldürdü diye ölmez....

sebebsiz sebeb

ah sebebi çok ..bi sebebi yok..  kapat gözlerini , sevdiğin renklerle dans ediyorsun ..               içinde belirsiz mutluluklar , ahhhh sebebi yok..
kulağına fısıldar rüzgar şarkıyı.. ahh ..    çok zaman geçer  .."sene"lerr ... ahh sebebi yokk..
unut unuttuklarını  eşlik et hayata  gülerek   ;)
acıtır bazen , bazen sadece  bir hayaldir .
en iyisimi kısa kesmek hüzünleri ..
akıp giderken zaman .. ahhh sebebi çokk "bi sebebi yokk " ;)

geceler

hava kararır... sokaklar boşalır.    sessizliğe karışır sokak lambaları .   bulutların arkasına gizlenir yıldızlar..    gözlerin dolar yalnızlığa.   sesin uzaklaşır trenin çığlığıyla...gitmek istersin de gidemezsin hep , acı işler kanına bırakmaz ruhunu... sevemediğin herşeydir seni engelleyen , hep durduran.. arada bir yeni yıldızlar yanıp söner umut niyetine ama aslında yanılsamadan ibarettir...dipte göremediğin dibi ararsın..yukarı çıkmanın tek yolu önce dibi görmekten geçer çünkü. ne kadar acı çekersen o kadar mutlu olursun derler ..umutlanırsın; seni büyük bir mutluluk bekliyor demek ki...hep inanırsın , inanmak istersin ..kayıp gitmesin diye ellerinden.. ah geceler , sessiz sinsi geceler ..gömmek istediğim tüm gerçeklerin aynası geceler ..sessizliğin sesi , akan nehirlerin ruhu.. rahat bırak artık ruhumu. belki güneş doğar gözlerime sensiz...

. mutluluk .

Öyle bir hafta sonu geçirdim ki hala sanki hiç yaşamamış gibiyim.İlk bunalımla başladı, vize ve kendi iç münakaşalarım sonucunda kafayı yeme , çıldırma , mutsuzluk evrelerine girmek üzereydim.                                Bu böyle olmayacaktı.tabiki yolu kaçışta buldum. en sevdiğim yerlerden birine; izmire (:   ..                                                     Tam gitmeye  karar verdim ki şansmıdır nedir ve iyi bir  şeydir kiii izmirdeki şebo konserini öğrendim ..Tabiki içime dolan mutluluğu tarif edemem :D     Ve en güzeli de konser vodafonlulara ücretsizdi.. Tam bu noktada evet ben vodafonlu değilim ama hemen arkadaşlara sorarak o noktayı da hallettik.                                                Sonra içimdeki hüzün ve sıkıntıyı değer verip ama istemeden çok  kırdığım "kardeşimle" paylaştım. Konuşmak gerçekten çok iyi geldi..insanlar bazen konuşmadan anlaşamıyor.                               Neyse işte sonrasında apar topar bir hazırlık felan koştura koştura otogara gittim vee hemen biletimi aldım sevdiğim 2. şehre :)  . Yolculukları çok severim, başka bir şehre gitmek beni huzurlu ve mutlu eder. Jazz müzik eşiliğinde içimdeki bulutları kovalayan rüzgarla yolculuğum başladı..                                                                                                                        Ve en sonunda esas huzurlu yere geldim canım neslimin yanına. Ne kadar uzak olsada dostluğumuz sağlamdır (maaşallah). Dertleşme faslı derken ertesi gün oldu felan.Aman ne koşturma ya Rabbim.             .Konak alsancak arası mekik dokudum resmen :D   Neysee en sonunda biletleri aldımm :) Bu arada konsere imranla gidiyordumm ( vay canına balıkesr sınırlarını aşıp izmir konseri mükemmel oldu :))  )                                                                               Ertesi günü konak bornova konak karşuyaka trafiğinden sonra o illet yola geldik.O arenayı oraya yapan zihniyetinn  benn ....                       İndik otobüsden tabi doğal olarak öğrenci kafilesini takibe başladık :D Ama sorun ters istikamete doğru gidiyorduk neyse bi bildikleri vardır sonuçta dedik ve yürüdük ..yürüdük.. yürüdükk.. Abartmıyorum bir buçuk iki kilometre yürüdük hatta daha fazla :P      ..      Mecalim kalmadı o derece yaa ..Meşhur arenanın önüne geldik yine beklemedeyiz. En sonunda girdik filan önce bir inceliyoruz tabi ee gelmişiz o kadar yolu.                    Aslında güzel yer denizin dibinde tam konser mekanı biraz küçük ama olsun iyidir :)  .Şimdi sıra şeboyu beklemede derkeenn çok bekletmedi esasında yaa hakkını yememek lazım :D  .                                                                          O güzüel sesiyle vee gümüş rengi vücudunu saran bir elbiseyle çıktı sahneye ( tek kelimeyle mükemmeldii)..İmranla bizi harap eden şarkılarına bağıra çağıra eşlik ettik (sesim kısılmams üzldm yaa :P) . Ortam matraktı yaa  arkamızdaki çocuk şeboya baya yanıktı :))...Kulaklarımızın pası silindi hiç gitmek istemiyordum büyülenmiş gibiydim ama acı gerçek eve dönüş..                                                                                       O çileli yolu yürüyerek değil deli gibi koşturarak geçtik :S Nefes nefese koşarken önümüzden bir havlama sesi amannn tanrım o da ne???                      Önümüzde 2-3 tane köpek havlayarak bize geliyorr ..İlk birbirlerini koşturuyorar sanırken birden bire bize döndü üçü birden :/ Neye uğradığı şaşırdım ilerde bi kaç adam vardı ama hiçbir harekette bulunmuyolardı sağolsunlar :@       Ben can havliyle köpekleri kovalamaya çalıştım ama korkudan hiç bişey düşünemiyorum o derece.Neyse adamlar bişey yapmaz felan dediler onlara da ayrı bi sinir olaraktan karanlık bi parka girdik (tabi yine koşarak).Bayraklı köprüsünü gördük içimize bir rahatlama geldi ama hala koşuyoruz.    Bi ara imranı gözden kaçırdım sonra sevinç die bi ses duydum bir de baktım imran otobüse binmiş haydi bir- iki konakkk der gibi bana seslenio hiç düşünmeden attım kendimi otobüse ama yerlerde filan sürünecem kendimi kaybetmeye ramak kalmış :P.                           Kalbimin yüzümde kulaklarımda attığını hissediyorum (millet de suratıma bakıo garip garip ama benim bunu düşüncek mecalim yok )...           Konağa geldik ve yine koşmamız lazım. Kendimi motive ederekten sevinç hadi bu son bak bundan sonra bitiyor işkence derken kütttt .!!!                                                 Kaldırıma takıldım ve yerdeyim. Şaka gibi o an   acıyı hissetmiyorum tabi şoktayım imran koluma girdi bi adam da yardım etti, hanımefendi iyiimisiniz filan diyo ama benim şarteller atmış cevap veremiyorum...Ağzımı açsam ağlıycam( acı evresi şiddeti).    Durağa geldik  ki o da ne otobüsün kalkmasına 15 dk var.       Hayyyy benn .... Neyse işte filmi burda koparalım sonra imranlara sağ salim gittik (benim dizimdeki acı ve morarıklığı saymassak).         .Kısacası güzel bir şebo konseri ve her güzel şeyin bir bedeli vardır sonu. Bu arada gaziemiri de çok beğendim bi gün orda yaşamayı gerçekten çok isterim inşallah  maşallah :D. Şimdi yine balıkesirdeyim ama daha bi sevinç gibi  oleyy :))

kırıklar saçılmış gözlerime ..

zaman insanı ne kadar değiştiriyor.düşünmek..düşünmek.böyle olsun istemedim.artık hiç bişey istemiyorum. ellerim bomboş.kırık kalpleri düzeltemiyorum.hiç sevmediğim kabuğuma geri dönüyorum küskün. söyleyememde. geri almak mı?? isterdim yaa ta izmire dnmek isterdm en başa.o en güzel günlere . derdim ki hiç bırakma mutluluğu. hayatı ciddiye almaya başlamazdım , hep o deli dolu olurdum...sevdiğim insanları uzaklaştırıp kırmazdım... hayatımda ne zaman paniğe kapılsam hep hata yapıyorum. ha  bide çok düşünmekten devrelerimi yaktım.. artık düşünemiorum..

uzun sözün kıssası..

       Bazen öyle anlar vardır ki bir buhranın tam ortasına düşersiniz. Bir çıkmazın başrol oyuncusu olursunuz. Sözler boğazınızda düğümlenir. Doğrular yanlış oluverir.Hayat ne garip , ne zaman bişey düşünseniz , isteseniz size hep beş kardeşi gösterir.. Ya size öyle geliodur yada zaten başından beri hep öyledir. Yani sorun aslında istediğimiz şeyi elde edebilme , yapabilme noktasında kilitlenir. Hani deriz ya "ben herşeye yeniden başlıyorum. Artık üzülmek istemiyorum, mutluluğa odaklanacağım." diye işte yanlışı en başından yapıyoruz belki de ..Kararlarını hayata haykırırsın da o sana "al sana sayfa ..."der dalga geçer gibi.Ne zaman iyi bir şeye karar versek hep yanlışını çekeriz üzerimize. Mutluluk için attığın her adım mutsuzluğun olarak geri döner.Niye bilmem ama bana bu aralar çok oluyor ne zaman iyi bir şey yapmaya karar versem mutsuzluğum katlanıyor. Hiçbişey kolay değildir hayatta kabul ama bu kadar zor olmasına da gerek yoktu ki..