Daha ne kadar!

     Üzülmüyorum aslında sadece şaşkınım  ve çokça düşünüyorum.. Sessiz sedasız olanları seyrediyorum..
anlamadığımdan değil suskunluğum sonu merak ettiğim için.. Daha ne kadar değişebilir herşey diye..
Daha ne kadar susabilirim diye..Bir de şu çelişkilerim olmasa diyorum..Belki susardım bir süre daha ..
Bir gün usulca gitmek isterdim bu var olmamış insanların sahte cehenneminden.. Herşeyi öylece mutsuz sonlarına bırakıp gitmek..
       Bir saniye dahi kurtulabilsem şu boğucu boşluktan belki o zaman bir anlamı olurdu herşeyin.. Bu çelişkilerin ..Kalıplara sığdırmaya çalıştığım "ben"in de..
       Üzülmüyorum artık.anlatmak yordu beni. anlatmadıklarım da .. Hayatı gülümseyerek kandırabileceğimi sanmıştım. Sığındığım limandı gülmek..Kendimi bulduğum , ben olduğum..Yasakmış meğer gülmek..İnsanlara gülümsemek ; korkutuyormuş, kalıplaştırıyormuş.. Belkide gülümsemeyi o kadar çıkarmışız ki hayatımızdan tuhaf kaçmaya başlamış..
        Sevmemek gerekiyormuş insanları..Uzak durup duvarların ardından bakmak gerekiyormuş..
Gülümsememek , tebessüm etmemek gerekiyormuş. Hesapları düzgün yapmak gerekiyormuş..
Sessiz sedasız geçerken bu dünyadan  düşünmemek gerekiyormuş..Öylece yaşamak , hiçbir şey bilmeden ,konuşmadan..
         Susuyorum içimdeki fırtınaların tiz çığlıkları arasında.".Daha ne kadar "diye..Soruyorum kendime şimdi daha ne kadar!

YAŞAMAYA DAİR

                                     
              YAŞAMAYA DAİR        

1

Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.

  1947

2

Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
yani, beyaz masadan,
bir daha kalkmamak ihtimali de var.
Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına,
hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz
en son ajans haberlerini.
Diyelim ki, dövüşülmeye deşer bir şeyler için,
diyelim ki, cephedeyiz.
Daha orda ilk hücumda, daha o gün
yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.
Diyelim ki hapisteyiz,
yaşımız da elliye yakın,
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
Yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,
insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla
yani, duvarın ardındaki dışarıyla.
Yani, nasıl ve nerede olursak olalım
hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...

1948

3

Bu dünya soğuyacak,
yıldızların arasında bir yıldız,
hem de en ufacıklarından,
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
yani bu koskocaman dünyamız.
Bu dünya soğuyacak günün birinde,
hatta bir buz yığını
yahut ölü bir bulut gibi de değil,
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.
Şimdiden çekilecek acısı bunun,
duyulacak mahzunluğu şimdiden.
Böylesine sevilecek bu dünya
"Yaşadım" diyebilmen için...
Nazım HİKMET

esen rüzgarlarla

hafif esen bir rüzgar bahçedeki yaprakları dağıtıyordu ordan oraya..
sanki herşey yerli yerindeydi de  bir tek yapraklar uçuşuyordu amaçsızca.
ağaçlar rüzgarla çığlık atıyordu , kimsenin duymadığı yada duyamadığı.. evin verandasında bir koltuk vardı..
tek kişilik..
bahçede rengarenk çiçekler gülümsüyordu masmavi göğe..
doğa yeşiliyle renk katıyordu ahşap eve..
içerden hafif bir  müzik sesi geliyordu..
geçmişten bir kapı aralıyordu sanki şimdiye..
çerçeveler resimlerle dolup taşmış ,anılar hatırlanmayı bekliyor..
biraz da hüzün vardı bu evde.. eksik olanın hüznü..
zamanın alıp götürdüğü bir ruhun hüznü..
yapraklar hala savruluyordu.. anlaşılan rüzgar durmayacaktı..
önüne kattığı yaprakları ordan oraya savuracaktı..
bir süra sonra toprağa karışacaktı yaprak..
ve sonra yerine yenileri gelecekti..
rüzgar hep esicekti ahşap evin çevresinde..
ve çerçeveler hep anılarıyla dolacaktı..

usulca giderken

öylece bakakaldım ardından..
uzun uzun süzdüm gidişini..
ardına bakmıycaktı biliyorum , bakmazdı  işte..
baksaydı belki bir ihtimal..
neyse işte..
usulca gözden kayboluyordu..
içimdeki burukluk geçmiycekti .
belki bir süre sonra alışkanlığa dönüşürdü..
sessizce havada süzülen notaları dinledim..
kırgındı olabildiğine..
belli etmiyordu ama, neşeli bir melodinin ardına sığınmıştı..
gözden kaybolmak için acele etmiyordu..
ağır ağır dönüyordu etrafında..
mevsimlerle sararmış ve yıpranmış..
havada uçuşuyordu rüzgarı önüne katıp..
sessiz sedasız terkediyordu diğer yaprağı..

çelişkiler ve tanınmaz insanlar

yeni kararlar almak çok kolay.
bir de uygulamaya koyabilmek var tabi..
insanların asıl yüzlerini görmek, içinde bulunduğumuz
ortamların boşluğunda kaybolmak,
gerçek  hayatla yüzleşmek..
birini tanımak senelerle, vakit geçirmekle
yada onun gibi daha bi çok şey yaparak gerçekleşmiyor.
herkesin içinde gizlediği , kimseye anlatmadığı karanlık yönleri,
hisleri , çelişkileri barınır..
gizlenir; çünkü rahatsızdır bu düşünceler..
anlatılamaz..
boş bir anında ortaya çıkıverir öylece..
asla değişmeyen bir şey varsa o da  insanlardır..
yüzyıllar boyu hırsları , kavgaları, sevgileri içinde boğulmuş insanlar,..
gelecekte de değişmiycek ..
yani aslında bu öyle bir şey ki çok iyi tanıyorum diyemezsiniz..
bir gün öyle bir şey çıkar ki sizi de ezer geçer..
birine güvenmekle başlayabilirz işe..
bunu benim söylemem çok garip aslında çünkü
artık güvenemediğimi hissediyorum..
kendi çelişkilerim içinde boğulurken bir başkasını boğmaktan korkuyorum belkide..
sevmek de bu çelişkilere dahil tabi..
en sevdiğiniz kişi mesela..yada öyle sandığınız..
kardeşten öte diyebileceğiniz.. yada öyle sandığınız..
sanmalar yanıltıyor bizi..
emin olamıyoruz çünkü..
nasıl emin olabiliriz ki , karşımızdakinin düşüncelerini , çelişkilerini bilmeden ..
bence pollyanna'nın bile çelişkileri  vardır..
artık kimsenin baştan aşağı iyi olduğunu, olabileceğini düşünmemeye başladım..
yada tam tersi de olabilir..
belki de kötü insanlar da içindeki iyi çelişkileri yok etmeye , bastırmaya çalışıyorlardır..
yani hep en kolaya kaçıyoruz..
yada korkuyoruz dillendirmeye..
ve evet kimseyi gerçekten tanıyamayız..
aslında baştan sona bir paradoksun içinde darbeler alarak dönüyoruz durmadan..
ne kadar yara alsak da tanıyamıyoruz işte..

yolda olan yolda kalır..

the green mil..
yaptığımız her şey doğru mu?
sevmek o  kadar kolayken bu zorluk niye?
iyilik hep kazanıyor mu?
ölüm bi adım uzağımızda..
saniyelerle yarışıyoruz durmadan..
kırıp döktüklerimiz düşüyor aklımıza ,
damla damla akıyor..
biz olamıyoruz benler gibi..
ve benler hep bencil , hep mutsuz...

chuck da biter

insanının sürekli ağlayabilme gibi bir özelliği olması çok delice bişey..
filmler, kitaplar, diziler..
hiç farketmiyor..
ama bugün hayatımda izlediğim en güzel dizilerden biri olan "chuck"'ın finalini
izlerken ağlamamak mümkün değildi..
çok duygulandım doğrusu..
bağımlısı olmuştum ve tekrarlarını dahi izliyordum..
ve sonunda bitti..
hemde beni duygu fırtınasının içinde bırakarak..
değişmenin değil bazen de değişmemenin önemli olduğu ve sevginin daima kazanacağı..
içim buruk şimdi ve "the end"

uçurtmalar misali..

hani herkesin ruhuna dokunan , içindeki karmaşayı,

ulaşılmaz yerleri anlatan şarkılar vardır ya ..

işte teoman bu şarkıyı sanki benim için söylemiş..


         "hiç bir zaman kök salmamış ki..
                sırf birgün çekip gidebilmek için.."

kırık yüzler

 
 hayata dair planlardır bazen hayal kırıklıklarımız.
boşluğa düşen umutlar..
düşünceler..
hayır! planlarımdan bahsetmekten korkmuyorum işte ..
belki zamanında olmadı ama yapıcam dediğim şeylerin hep arkasında oldum..
tökezlesem de düşsemde..
canım yansa da..
adalet bekleriz hep..
hep mağdur durumdayızdır..
ya hakettiğimizi alıyorsak..
gözyaşlarının ardına sığınarak göz ardı ettiğimiz şeyler..
yanlış yollar..
engeller..
iki yüzlü hayatın asil oyunları.
hiç hakettiğimizi alamayız..
diğer yüzü karanlık olan labirentlerde ordan oraya koştururuz..
ışığı bulmak için..
yollar uzun engebeli ve hayal kırıklıkları dolu..
ama pes edersek kendi karanlığımızda boğuluruz..

kraliyet ailesi hiç yalnız bırakmasın

bu senenin başında bir üniversite öğrencisi olarak tek başıma eve çıkma gafletinde bulundum.ve birden kocaman bir yalnızlığın içine atıldım..3-5 gün geçti ama bi ses yoktu..
yalnızlığım ve ben bir gün kara kara düşünürken tv 8 gibi iyi (ve bu günlerde "sağlam" kalan nadir kanallardan) güzel bir haber "haftanın 5 gecesi yalnız kalmıycaksınız"..evett artık yalnız değildim kraliyet ailesi hep benimle beraberdi.
neyse işte uzun lafın kısası  kraliyet ailesi  öğrencinin gecesi, gündüzü  herşeyidir.. yılbaşında , sevgililer gününde ve diğer günlerde sırdaşı..vizesinde finalinde , umutsuz gecelerinde , en sinirli zamanlarında " ya bi okanı açıp da keyfimiz yerine gelsin" dediğimizde..hiç bitmesin diye dua ettiğimizdir..

sebeblerde sebeb..

   
aslında hiçbir şey sebebsiz değildir.
hiç beklemediğimiz şeylerin , hiç beklemediğimiz zamanların bile sebebleri vardır.
camdan süzülen ışığın , rüzgarların çığlıklarının..
içimizdeki boşluğun..
korkularımızın.
göze alamadığımız acıların..
yeni kararlarımızın.
acımasız nefretin, hayal kırıklıklarının..
nedensizce içimize dolan hüznün bile..
hayata tutunmaya çalışırken kırılan dalların, savrulan yaprakların da.
zamanı yok belki ama hepsinin sebebi var..
sonsuz bir boşlukta çırpınıp duruyoruz, canımız biraz daha acısın diye..
biraz daha ölebilmek için belki de.
o zaman her şey daha anlaşılabilirdi sebebiyle..
hissetmek için..ruhumuzdaki çığlıkları duyurmak için .
sadece insan olmaktı aslında. tüm sebeblerin sebebiydi belki de..
en çok canımızı acıtandı olmayan insanlıklar..
tutunamadıklarımız.
tutunmaya çalıştıkça yalnız kaldıklarımız.
her şeyin bir sebebi vardı elbette..
içimizi kemiren , insan olduğumuzu hatırlatan.
yalanlar üstüne kurulan boşluklardı doldurmaya çalıştıklarımız..
ve hep boş kalıcaktı sebebleriyle..