Pastadan Bir Ev Hayalinde

  Hayatın saçma sapan boşluğuna düşen hayaletler gibi salınıp duruyoruz sürekli. Kendi seçimlerimiz olduğunu sandığımız yollarda sürüklenirken yeni insanlar ,yeni yerler ve bunun yanında hiç değişmeyen bir biz görüyoruz..Her şey anlamlı mı gerçekten? Yani niye sürekli kendimize masallar uyduruyoruz?
 Her şey bu kadar basit değil!
  Bir şeyleri seviyoruz ,kazanıyoruz , kaybediyoruz ve hayata anlam katmaya çalışıyoruz. Yaşadığımız bu şey her neyse bir anlamı olsun istiyoruz. Bazılarımız para, bazılarımız sevgi , bazılarımız huzur,bazılarımız küçük bir tebessüm .. Sadece geçip giden zamana direnmek bizimkisi. Geriye baktığımızda bizden kalan bir kaç anı, güzel şey belkide..

- Gıız kesmeğn endeğki ağaçları -

  Goca Moğlalı derler bizim oralarda.. Muğlalıyım ve bu  hayatımın en sevdiğim yönlerinden biri. Yemyeşildir alabildiğine ,sımsıcak ve huzur dolu.. Ormandır taşı toprağı ,masmavi denizi ile cennettir adete..
İnsanı bir o kadar sıcak ve samimidir ,yabancı hissetmezsiniz kendinizi." Gidibbarımın gııız ,iki dur da bi gırık naf edelim" derler. Yeşili severler , her evin bahçesinde en az üç-beş ağaç vardır.
  Bu hükümet sevmez Muğlayı. nedeni malum. Egenin kalelerindendir."Yıktırmayacağız."Neyse esas konuya geleyim. Yeni ağaçlar dikmek için yer bulmak yerine "Orman vasfı taşımıyor diye arazi satışı onaylanmış." Aslında düşününce ilk ne var ki bunda diyeceksiniz..
  Hiç bir şey yok sadece -orman yangınları artacak , içindeki canlılar ölecek ve sonunda arazi "Orman Vasfı Taşımıycak".
  Yapılamaz mı zannediyorsunuz ? Hatırlatırım burası Türkiye..
Zaman değişti..
 Paranın tadı aileyi bile görmüyor, savunmasız ormanı mı görecek..
   Kimse aldığı nefesten feragat etmez .. Ya aldığımız nefes?
Bedavadan kullandığımız tek şey "temiz hava" ve onu da kendi elimizle mahvediyoruz.
 Önem vermemiz gereken şeylerin sırasını karıştırıyoruz. Sakın şu  "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" gibi klişelere girmeyin. Önce nefes diğer herşey ondan sonra gelir..
 2-B Kanunu nasıl bir görüş tarzıyla  kabul edildi bilmiyorum ama bu ülke bunu kabul etmez!..
Peki bu ülkeyi temsil edenler nasıl böyle bir şeye imza atar ?
  Hepiniz ATATÜRK'ün Yalovadaki yazlık evini bir "ağaç"a zarar vermemek için yerinden taşıttırdığını biliyorsunuzdur..
  Bir ağaç kolay yetişmiyor.Çocuk gibi aslında bakılmasına ve zamana  gereksinimi var.
Sadece Muğla değildir tehlikede olan. Türkiyenin her ormanı şimdi ağzı para kokusuyla sulanan müteahhitlerin radarı altında.
 Önce nefes bunu asla unutmayalım ve bilinçlenelim. En azından göz yummayalım!


Sessiz olun çocuklar! Büyükler konuşuyor..

sen çocuksun otur şu köşeye derdi eskiden büyükler .bilmezler ne kadar büyük hata yaptıklarını.çocuklardır asıl  bilen ,gören , büyüyen .. büyüyeceksin ve sen de o yetişkinlik budalalığına kapılacaksın. herşeyi ben yarattım , herşey benim için diye düşüneceksin.. bencil olacaksın, insanlara tepeden bakacaksın.
ama şimdi çocuksun şimdi dinlemelisin..herkes büyüyünce  masalların gerçek olmadığını anlar..
çocuk olabilmek,çocuk kalabilmek isterler..
her şey toz pembe bir pamuk şeker gibi çocuğum, hayat ,insanlık,insan..
büyünce herşey çok farklı olacakmış gibi görünür, çok canlı ,kocaman ve tatlı .eline alınca dağılır o şeker, küçücük kalır..
dinle çocuğum ,büyüyünce eskilere saygın kalmayacak.unutacaksın herşeyi, 23 nisanları..
sabahları heyecanla kalkıp arkadaşlarınla eğlendiğin ,sevdiğin o bayramları unutacaksın.
23 Nisan'ın önemini ve  çocukları en çok seven ,bu bayramı onlara hediye eden , çocukları düşünen TEK lideri unutacaksın..dinle küçüğüm büyümen gerek hep çocuk kalamazsın..büyü ama içindeki çocuğu unutma sakın..
yanından geçip gidenler,yarından eksilenler olacak..geçmişi bilmeden geleceğe yürüyemezsin çocuğum..
unutturmaya çalışanlara inat UNUTMA..
MUSTAFA KEMAL'i unutma!.barış içinde yaşama gayesini unutma,insanları  sevmeyi,hayata gülümsemeyi, seni küçücük  bir şekerin bile bir zamanlar mutlu ettğini unutma..
çocukluğunu doya doya yaşa çünkü büyüyünce hatırlayabileceğin güzel anılara ihtiyacın olacak..iyi niyetli, saf ve çocuksu anılara..


Kırmızıya zaafım var

Hayatımda belkide en fazla kullandığım renk kırmızı.Saçım, bardağım,masa lambam, balığım vb. (:
Sıcak, hoşgörülü, yargısız,sevgi dolu,insancıl.
Neden kırmızı?
Lise çağlarımda uzun bir süre sadece siyah kullandım.O zamanlar içimdeki asiliği yansıttığını düşünüyordum.
Bir çok şeye karşı çıkıp, kendi bildiğimi okuyordum hep.Biraz fazla sivriymişim.Haksızlıklara tahammül seviyem çok düşük.Dayanamıyorum ve lafımı esirgemiyorum maalesef. Bu yüzden başıma iş açılsada akıllanamadım hala.
Ama  artık farkettim ki iş siyah yada mavi ,sarı,kırmızı  olmakta değildi.Ne renk olsanda insanlar gerçeklerin söylenmesinden hep rahatsızlık duyuyorlar.
Atasözümüz bile var bu konuda ki herkes bilir "doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar". Ve ben kovulsamda o 10. köye  gidicem. Biraz zor ve zahmetli olsada hayatımız gerçekten kısa ve eğer doğru bildiklerimizi yapamıycaksak ne anlamı var.

Gelelim kırmızıya..Kırmızı benim olgunlaşma rengim gibi. Sanki benimle birlikte kırmızı da hayatımı değiştirdi.
Kızgınlık ,aşk vb.gibi şeyler ifade ettiği düşünülse de bence mutluluk ifade ediyor. Kırmızı bir gülümseme.
Hayatıma renk katıyorum bol bol.
Kaçışlarım , yolculuklarım, sevdiğim müzikler  gibi beni sebebsiz mutlu edebilitesi var.
Sanki hayattan taşıveren bir yaramaz , her an ne yapıcağı belli olmayan bir müzik.
Baskıya dayanamayan , kendine bir nefeslik de olsa yer  açan.
Hayatı paylaşmayı seven ,sakınmayan.. Renk diyip geçmemek lazımmış galiba tarife göre :D
Kaçışlarım demiştim..Nefes aralıklarım , hayata tekrardan bağlandığım noktalar.
Hep bir geri dönüşü olan sebebsiz gidişler.
Yada gidemeyişlerim..
Kısacası kırmızıya zaafım var.
Nerde bir kırmızı görsem kanım kaynar ,mutlu olurum.
Mutlu olmak için absürt şeylere gerek yok bence sevmek,sevmeyi bilmek yeterli.












Zamanla değişenler

İnsan hayatı çok karışık bir zaman dilimi.Yaşayışımız , alışkanlıklarımız,komşuluklarımız.
Bölümüm gereği teknolojiyle sıkı fıkı olmam gerekiyor ama ben hep eski şeyleri seviyor ve özlüyorum.Mektuplar, kasetler,sobalı evler ve daha bir çok eski denilen şeyi.
Teknolojinin geri getiremiyceklerinin  başında  da insanlığımız geliyor bence.
İnsanlığımız diyorum çünkü artık insan sadece bir isim olarak geçiyor.Taş suratların altında saklanmaya mahkum tebessüm gibi.Diyaloglar kısır döngü içinde ,dört duvarların arasında hapsoluyoruz.
Eskinin tadı gibi kalmamış. Şimdiki şarkılar bile geçiyor zamanla..

Okan Bayulgen zamansız şarkılar konulu bir program yapmıştı ve en güzel programlarından biriydi.
geçmişe götürdü bizi. Çok değil bi 10 sene önceye dönsek farkı anlarız.
Galiba kullandığımız araçların kölesi olduk.Yani hayatımızı kolaylaştırmak için kullanmak yerine kendi oluşturduğumuz basamaklara tırmanmak için kullanıyoruz.
Zaman bizi kendimizle bile yarışır duruma getirdi.Kendimizi kaybettik belkide ,herkesi kaybettiğimiz gibi.
zor geliyor herşey , düşünmek ,araştırmak..Geleceğe umutla bakmak her geçen gün zorlaşıyor.
Ha bu arada güzel işler de yapılıyor.Örneğin türk telekomla boğaziçi üniversitesinin birlikte yaptıkları görme engelliler için telekitap yöntemi.Öncelikle reklam çok güzel düşünülmüş ve gerçekten güzel bir şekilde yansıtılımış.Reklamı izlerken sanki eski bir filmi izliyormuş izlenimi veriyor.Hayal dünyasının genişliğini en iyi şekilde gösteriyor.Ardından telefondan devam eden kitap.
Evet gerçekten güzel şeyleri gördükçe yüzümüz biraz daha gülüyor.
İnşallah her şeyi eskide bırakmamışızdır ve devamı gelir bu güzelliklerin.Dün geçti gitti hayatımızdan eksilenlerle, yarın güzelliklerle dolu olsun diye biraz daha  okumak, anlamak..

her an son

düşünmek ölümü, hissetmek , yanından hiç ayırmadan onunla gezmek..
belki bir an ,belki bir ömür boyu..zaman hiç yok.
her şey için çok kısa ömür.
gidenler ,kalanlar..
uzun sessiz bir gidiş , gözlerde yaş ,kalplerde boşluk..
bir daha görememek acısı, bir daha konuşamamak, sesini duyamamak.
acısı geçmez ki düşüncelerin. iğne batması gibi geçip gitmez..
kimse öyle hissetmez , herkes kendi acısıyla kavrulur.
bir yanı unutmaz, hep hatırlar.
her doğan gün bir adım daha yaklaşırız o güne.
herkes gidecek bu hayattan,herkes bir gün son nefesini verip huzur bulacak.
işte o güne kadar yapılacak en iyi şey güzellikler bırakmak geriye..bir gülüş, bir ses, bir anı..



her şey normal

sessizce uzandım gökyüzüne, seyre daldım geçen günleri..siyah , beyaz, gri  bulutları..
hepsi dağıldılar.
hissizleşen ellerim, gözlerim.
bomboş bakıyordu hayata.
anlam?.
belki çok uzak
belkide çok yakınımda..




kaçasım var hafız!

kapattım gözlerimi ve uzun uzun düşündüm. neyi istediğimi,çelişkilerimi, iç hesaplaşmalarımı.
uzaklaştığım ,uzaklaştırdığım şeyleri..korkularımı.
bazen en kötü karar kararsızlıktan iyidir derler.nedenini bir türlü çözemedim.
bu kararsızlıklar şekillendirdi hayatımı.dik başlı olmaktı belkide.
hep karşı çıkmak muhalif olmak ,hayata. bu içimdeki boşluk da nerden geldi?
uyumak istiyorum.göz kapaklarım ağırlaşıyor.yoruldum ,hemde çok..
önyargıları kırmaya çalışmaktan yoruldum.zamana ayak uyduramamaktan yoruldum.
değer verdiğim şeyleri kaybetmekten..
yeni bir sabaha uyanıp hiç kimsenin tanımadığı bir yere gitmek ve hep göçebe olmak istiyorum.
zamana ve mekana bağlı kalmadan. sessizce çekip gitmek yada kısaca kaçmak..