BİR İNSAN, BİR AĞIT, BİR YAS.. BİR ÜLKE!

          Çocukken her şey ne kadar da basitti.. Oyunlar oynar mutlu olurduk. Tek derdimiz biraz daha oyun biraz daha.. Büyüdükçe gerçeklik sardı etrafımızı. Geçmişle yüzleştik , geçmişin yükünü sırtlandık çünkü gelecek bizdik.. Hep savaşlar öğretildi tarih derslerinde, hep insanlar öldü o 40 dakika boyunca. Ne entrikalar , ne anlaşmalar ne işgaller yapıldı. İçimizde büyüdü savaş. Sanki alelade birşeymiş gibi içimizde bir nefret büyüdü..
Sadece insan olmayı , insanı anlamadık. Hepimizin insan olduğunu nerde olursa olsun hepimizin birey olduğunu..
         Şimdi her ölüm sanki alıştığımız bir olay gibi..Tarih olucak ve yine gelecekte anlatılacak . Ama acı saniyelerin gölgesinde yok oluyor.Suskunluğumuz, çığlıklarımız boğazımızda düğüm düğüm. Ne zaman dinecek bu kanlar ? Bu mudur Türkiye Cumhuriyetinde barış , huzur.. Bu mudur yere güğe sığdırılamayan hükümetin bize bahşettiği , vaad ettiği Türkiye.. Çöküş sessiz ve derinden..
          Hala uyumak tatlı geliyor. Çünkü iş , ekmek, hayat diyorlar.. Peki ya gelecek?
          Ben  bu ülkenin bir genciyim. Bana emanet edilen, benim omuzlarımda..Çocuklarıma ve torunlarıma taşıyacağım. Ama her gün daha çok kahrolup bu ülkede yaşamak isteğim gün geçtikçe köreltilerek değil .. Ben bu ülkeye mutlu çocuklar yetiştirmeliyim diyerek olmalı..Dökülen her kan , toprağa karışan her can için biz Türkiye Cumhuriyetini en ileri seviyeye taşımalıyız..Akbabalar gibi bizim düşmemizi bekleyenler için ziyafet  değil önlerine çelik duvar olmalıyız..
Acılarımız hepimizin acıları..
         
         

susmak veya susmamak.

bazen susup herşeyin güzel olacağını bekliyorum ya işte sırf o zamanlar için kendimden nefret ediyorum.susmak hiçbir şeyin çözümü değil.. ama bazen de keşke söylemeye gerek kalmasa diyorum... 
konuşmadan da anlaşamaz mı insanlar ? hayat hep böyle iki yüzlü olmak zorunda mı.. 
   bazen görüntüye değil gölgeye bakmak lazım..yada gölgeye değil görünene...